|
ÖĞRETMEN BABAM
Öğrenciliği hiç bitmeyen bir çınardır
benim öğretmenim. Öğrendikçe öğreten bilge bir ağaç; genç bedenlerde
kök salan bir fidandır benim babam.

Mustafa
TAHTACI
— 1957 yılında Amasya’da doğdu. İlk, orta ve lise hayatını
Amasya’da tamamladı. 1979 yılında Amasya Eğitim Enstitüsünden mezun
olarak aynı yıl öğretmenlik görevine başladı. Yurdun çeşitli
illerinde görev yaptı. 1997 yılından beri ilimiz Kayabaşı Köyü
İlköğretim Okulunda müdür yardımcılığı yaptı. Evli ve üç çocuk
sahibi olan Mustafa TAHTACI, halen Kayabaşı İlköğretim Okulu
müdürlüğü görevini sürdürmektedir.
—
Öğretmenim, bu mesleği kendi isteğinizle mi seçtiniz; yoksa
tesadüfler mi sizi bu mesleğe yönlendirdi?
—
İlkokul öğretmenliğini seçmemdeki en büyük etkenlerden biri
ilkokul öğretmenim ile öğretmenliği çok sevmem olmuştur. Bugün yine
bir meslek seçmek zorunda kalırsam yine öğretmen olmak isterim.
Çocukları da çok seviyorum. Onlar bizim geleceğimiz, gözbebeğimiz,
her şeyimiz. Öğretmenlik, kutsal bir meslektir. Bir insanın
yaşamında anne ve babadan sonra üçüncü kişi öğretmendir. Bizim
işimiz insan yetiştirmek. İnsanları hayata hazırlamaktır.
—
Öğretmenim, çocukları sevdiğinizi
kendimden biliyorum. Gününüzün çoğunu çocuklarla birlikte geçirmek
nasıl bir duygu? Anlatır mısınız?
— Günün çoğunu onlarla geçirmek güzel, vaktin nasıl geçtiğini
anlamıyorsun.
Sabah onları sizi okulun kapısında ya da bahçesinde bekler
buluyorsunuz. O güler yüzlerle sizi “Günaydın öğretmenim!” diye
karşılamaları güne güzel bir başlangıç yapmanızı sağlıyor.
Ben, ilk görev yaptığım köye gittiğimde de böyle karşılanmıştım.
Onların benden önceki öğretmenleri emekli olduğu için üzgün
olacaklarını, bana ilgi göstermeyecekleri korkusunu taşıyordum. Ama
onlar sevinçle beni kucakladılar. Onların gözündeki sevgi, saygı ve
öğrenme tutkusunu fark ettim. O zaman bu kutsal mesleğe daha sıkı
tutundum.
—Bu
mesleğe başladığınız ilk günde yaşadıklarınızı ve hissettiklerinizi
öğrenmek istiyorum.
— Bu mesleğe başladığım ilk gün, hem kendi ailemden, hem de
şehrimden ayrılmanın hüznü vardı içimde. Hiç bilmediğim bir şehrin
köyüne gitmek ve nasıl bir ortamla karşılaşacağımı bilmemek benim
için çok farklı bir duyguydu. Ailemden ayrılmadan önceki akşam
evimiz oldukça kalabalıktı. Beni görmeye gelenlerden, gideceğim yeri
bilenler oraları anlatıyorlardı. Ben ise son hazırlıklarımı
yapıyordum. O geceyi hatırlıyorum da doğrusu pek uyuyamamıştım.
Benim evimde son gecem, sıcak yatağımda son yatışımdı.
Orada
nelerle karşılaşacaktım, nasıl insanlarla tanışacaktım, öğrencilerim
beni sevecekler miydi? Bunlar gibi birçok soru vardı kafamda. Sabah
büyük bir telaşla uyanmıştım. Hatta iyi hatırlıyorum, herkes bir
telaş içindeydi. Beni görev yapacağım yere yolcu etmek için garaja
doğru ilerlemeye başladık. Çok kalabalıktık. Garaj neredeyse
dolmuştu. Akrabalarımın, arkadaşlarımın hepsi gelmişlerdi. Onların
varlığı beni rahatlatıyordu. Biraz bekledik. Sonunda otobüs geldi.
Hepsiyle teker teker vedalaştım. Başta annem olmak üzere bazı akraba
ve arkadaşlarım çok duygulandılar. Onlara, sürekli konuşup
görüşeceğimizi söyledim. Bu ayrılık annemi çok üzmüştü. Ama onla sık
sık konuşup görüşeceğimizi söyledim. Üzüntüsü azalmıştı. Babam ise
öğretmen olduğum için çok gururlanmıştı. Garajda bazıları
sevdiklerini yolcu ediyor, kimisi ise tek başına otobüsünün
gelmesini bekliyordu. Otobüsüme bindim. Otobüs hareket edince herkes
yavaş yavaş garajdan ayrılmaya başladı. Annem hâlâ peşimden el
sallıyordu. Otobüs uzaklaşıncaya kadar öyle yaptı. Anne yüreği işte!
Evladından ayrılması çok zor.
 
Yolculuğa başladık. Yanımda oturan bayla tanıştım. Yol boyunca bana
eşlik etti. Çok yollar geçtik. Sonunda geldik. Artık Hanobası
köyü’ndeydim.
Eşyalarımı yerleştirdim. Tanışma, kaynaşma derken zaman çok çabuk
geçmişti. Bu köye ilk geldiğimde tarlada, kan ter içinde çalışan
köylüleri, sürülerini otlatmaya götüren çobanları gördüm. İşlerine
sımsıkı sarılıp çalışıyorlardı. Köylü ve okulda çalışan
hizmetlilerden köy hakkında bilgiler aldım.
Bana köyü gezdirdiler. Bir arkadaş edindim. Köyü gezerken güneş
batmak üzereydi. Muhtar bana küçük bir ev verdi. Eve eşyalarımı
yerleştirdim. Kendime çay demledim. Kitap okuyup bilgilerimi
tazeledim. Ama bir türlü uyuyamadım. Annemi ve diğer arkadaşlarımı
düşündüm acaba ne yapıyorlardı? Birden kapı çaldı. Hizmetlilerden
biri beni yoklamaya gelmiş. Bir ihtiyacımın olup olmadığını
sordular. Bir ihtiyacımın olup olmadığını söyleyerek teşekkür ettim.
Ona yeni demlediğim çaydan ikram ettim. Oturup konuştuk. Sonra onu
yolcu ettim. Yatağıma uzandım. Uyumuşum.
Sabah erken uyandım. Hazırlanarak okula gittim. Öğrencilerim bana
hemen alışmıştı. Yıllar böyle akıp geçti. Köyde artık herkes beni
tanımıştı. Ben de onların bir parçası olmuştum.
—Mesleğinizde ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Bu zorlukları aşmak
için hangi çarelere başvurdunuz? Keşke öğretmen olmasaydım dediğiniz
anlar oldu mu?
— O zamanki
şartlar şimdiki gibi değildi, okullarda her
malzemeleri bulamazdık. Yeri geldiği zaman kendim tamir eder,
kitapları biz çocuklara alırdık. Köy şartları çok zordur. Ulaşımı,
malzeme yetersizliği gibi birçok şeyi köyde bulamazdık. Onun için en
yakın şehre inerdik. Çocuklar da kırtasiye bulma ve almada zorluk
çekiyordu. Dönem başlarında kendimim alır, durumu iyi olmayan,
malzeme alamayan öğrencilere dağıtırdım. Bu zorluklara rağmen
öğretmen olmasaydım demedim.
—
Öğretmenim çocukları sevmeyen, sınıfa girerken heyecan duymayan
birisi sizce öğretmen olabilir mi?

— Çocukları sevmeyen bir insanda çocuklarla iletişim kuramaz.
Çocuklarla iletişimin bu kadar önemli olduğu bir meslekte “sevgi” en
önemli unsur olarak önümüze çıkar. Çocukları sevmeyen bir öğretmenin
dersinden verim beklemekte hata olur. Bu meslek sadece bilgiyi
öğrenciye aktarmak için değil yaşamayı sevmek için yapılmalıdır.
—Biz
geleceğin gençlerine öğretmen olmayı tavsiye eder misiniz?
—Öğretmenlik mesleğinin önemi, kâinattaki en şerefli varlık olan
insanın önemiyle paralellik arz etmektedir. Öğretmen, meslek sahibi
ve bir insan olarak kendi hemcinsini yetiştiren ve şekillendiren bir
ideale sahip insandır. İnsanlık ailesinin refah, huzur, mutluluk ve
bu bağlamda gelişimi büyük ölçüde öğretmenin elindedir. Öğretmen,
gecenin aydınlığı, gündüzün ferahlığı gibidir.
Günümüz gençlerine elbette tavsiye ederim. Geleceğin Türkiye’sini
onlar şekillendirecek, bizi çağdaş uygarlığın üst basamaklarına
onlar çıkaracaktır. Dolayısıyla, gençlerimiz öğretmenliği başka bir
şey olamadıkları için değil; gerçekten istedikleri ve ideal
edindikleri için seçsinler. İşte o zaman, ülkemizde kardeş kavgaları
sona erecek, güzellikler birlikte paylaşılacaktır. Buna yürekten
inanıyorum.
Ayrıca bu saygın mesleği seçtikleri için tüm meslektaşlarıma
saygılarımı sunarım.
— Değerli
öğretmenim, sevgili babacığım; ben de bana zaman ayırdığın için
teşekkür ediyor, bu zor ve kutsal görevinde başarılar diliyorum.
ÖĞRENCİNİN ADI :
Ceren TAHTACI
OKULU :Amasya Bilim ve Sanat Merkezi
NUMARASI : 204
SINIFI :5
ÖĞRETMENİNİN ADI : Süleyman SOYDAŞ
|