SOKAK ÇEŞMESİ

 

Dar sokakların kargaşası ve gürültüsü içerisinde unutulmuş bir sokak çeşmesi… Gri mermerinin üstü, aldığı darbeler ve üzerini kaplayan kirin pasın etkisiyle tanınmayacak halde. Adeta kimliğini kaybetmiş. Mermer dersen mermer değil taş desen taş değil. Gövdesini oluşturan dikdörtgen taşların da mermerinden farkı yok. Taşların üstü kazınmış, bazıları kırılmış; iyice zedelenmiş. Üstelik üstüne de abuk sabuk yazılar kazınmış sağına soluna. Musluğu derseniz, o çoktan sökülüp götürülmüş. Önünden geçenlerin yüzüne baktığı bile yok. Suyu kurumuş, artık tarih olmuş sıradan bir sokak çeşmesi işte!

 

Onlar da haklı, aslında benim gibi suyu kesik, eski bir çeşmeyi kim ne yapsın diye düşündü. O, bu düşüncelere dalıp gitmişken birden önünden geçen arabanın keskin kornasıyla irkildi. Bu, bir su arabasıydı. Su dağıtıyordu evlere. Artık insanlar musluktan akan suyu içemiyor, bu hazır sularla idare ediyorlardı. Hoş onların nereden doldurulduğu da meçhuldü ya!

Birden eski günler geldi aklına. Suyunun gürül gürül aktığı günler… Bana ne kadar çok değer verirlerdi diye mırıldandı. İnsanlar dağlardan gelen o tertemiz pırıl pırıl suyumdan içmek için ona gelirdi hep. Bunun için de kimse zarar vermezdi ona. Gözleri gibi bakarlardı. Herkes önünde sıraya girer, suyundan kana kana içerlerdi. Sadece insanlar mı? İnsanların olmadığı zaman kuşlar sarardı etrafımı, cıvıl cıvıl!  Oradaki insanlar onun adımı “Sokak Çeşmesi” koymuşlardı. Sevgililer hep yanında buluşurdu. Onu da ortak ederlerdi sırlarına. Ahhh, o günleri nasıl özlüyordu!

 

Ben, bugün burada yalnızlıktan kıvranıyorsam, insanlar da musluklardan kana kana su içemiyorsa; musluklar mikrop saçıyorsa, kim bunun sorumlusu? Elbette ben değilim, diye söylendi yalnızca kendisinin duyabileceği cılız bir sesle. Kendisine cömertçe her şeyi sunan doğayı hoyratça kullanan, yok eden insanoğlu değil mi?

 

 Dünyaya sahip çıkamadılar. Kirlettiler dünyayı. Ormanları yok ettiler. Önce dağlarda ÇOBAN ÇEŞMESİ kurudu;  sonra da şehirlerde SOKAK ÇEŞMESİ!

 

Sular gün geçtikçe azaldı ve kirlendi. Hâlbuki suyun olduğu yerde sağlık, bereket ve mutluluk vardı.

 

            Ben bu hale insanların cehaleti ve hırsı yüzünden geldim. Bir doğaya bile sahip çıkamadılar. Bu kadar büyük bir dengeyi nasıl değiştirdiler? Bir yandan ormanların azalması, diğer yandan küresel ısınma. En önemlisi de bunların sonucunda ortaya çıkan susuzluk. İnsan sağlığına bu kadar yararlı bir şeyi tüketmek akıl alır gibi değil. Hem kendileri kullanıyorlar hem de kullandıkları şeylere zarar veriyorlar. Bana ne de diyemiyorum. Çünkü ben bir çeşmeyim ve kurudum. İşe yaramaz haldeyim. Benim yerimde olmayı kimse istemez. Yakında beni yıkarlar, ortadan tamamen kaldırırlar. Oysa tekrar gürül gürül akmak için neler vermezdim ki!  

 

            Elbet ben de diğer çeşmeler gibi yok olup gideceğim. Her şeye hazırlıklıyım. Ama insanlar yarattığı bu büyük sorunun geç de olsa farkına varacaklar. İnsanlar dağlardan çeşmelerden akan o tertemiz suyu içerlerken birden bire ırmak ve göl sularını içmeye başladılar. Bu da beraberin de hastalıkları getirdi. İnsanlar bir yudum musluk suyu yüzünden hastanelere düştüler. İnsanlar suyun sağlık için önemini anladıkça hazır sulara sarıldılar. Doğa dengesinin bozulması yüzünden suya bile para verilir oldu. Ya gereksinimini karşılayacak kadar paraya sahip olmayanlar. Onlar ise az önce anlattığım gibi hastaneler de sürünenler.  Bu düşünceler arasında sözüne son noktayı koydu Sokak çeşmesi:

 

            —Bindiğin dalı kesmeye devam edersen ey insanoğlu, benim akıbetim senin için de kaçınılmaz olacak!

           

                                                                                                               Seda DAL

Amasya Bilim ve Sanat Merkezi